Andersen’den Masallar ve Kopenhag [Kobenhavn]

Andersen’den Masallar ve Kopenhag [Kobenhavn]

Uzunca bir süre Kuzey Avrupa ülkeleri hiç de ilginç gelmemişti bana. Sanırım bunun altında yatan ilk neden sarışın soğuk Avrupalılar olduklarına inanmamdı. Ne de olsa onlar hiç bir zaman Akdeniz insanı gibi olamazlardı. Bu yüzdende seyahat listeme hiç dahil etmemiştim.

Zamanla doğaya, hayvanlara , birbirlerine , hatta kendilerine benzemeyenlere olan duyarlılıklarını gördükçe, bu insanlar nasıl bu kadar medeni, nasıl böylesine evrimleşmişler, bizim onlar gibi olmak için daha kaç fırın ekmek yememiz gerekiyor gibi sorular belirdi kafamda.

Ve tabi ki yakaladığım ilk fırsatta -ki bu Pegasus’un Sabiha Gökçen fırsatı oluyor- Danimarka’nın başşehri Kopenhag’a bileti alıverdim. Bu sefer yoldaşım liseden kankim aynı zamanda 2.interraili birlikte yaptığım mavişim Esin’im.

Uçuş saatlerimiz sıradışı ama bize dolu dolu 2 tam gün gezme şansı veriyor. Gece 1:30 gibi varıyoruz Kopenhag havalimanına ve tam da macera burada başlıyor. Bu kısmı iyi araştırmamışız anlaşılan. Kalacağımız hostel kıvamındaki Urban House havalimanına trenle 15 dk, fakat 15 dakikalık yolculuğun sonunda gecenin tam ortasında kendimizi İsveç Malmö’de buluveriyoruz. Komik olansa bunu uzunca bir süre fark edemememiz. Sokakta rastladığımız adama oteli sorduğumuzda “you are on the wrong country” dediğinde gece gece bizle dalga geçiyor, kafa buluyor sanıyor, ısrarla oteli bulmaya çalışıyoruz, ama meğerse doğruyu söylüyormuş.

İşin özeti: Doğru trene binmiş ama yanlış yöne gitmişiz. Açıkçası İsveç’in 15 dk uzaklıkta olduğunu bilseydim, seyahate bir gün daha ekler Malmö’yü gezmek için de fırsat yaratırdım.

Urban House oldukça merkezi bir konumda, temiz , her türlü ihtiyacı karşılayan bir hostel. Ev kıvamında insanlarla diyaloga geçebileceğiniz keyifli ortak kullanım alanları da düşünülmüş. Sokağa açılan kısımda bir de barı bulunuyor. Tamamen dümdüz olan şehri bisikletle gezmek isterseniz hostelden kiralamak da mümkün.

İlk gün Strogat caddesi boyunca yürüyoruz, burası trafiğe kapalı ve alış-veriş için popüler olan caddelerden biri. Magnet, shot bardağı gibi koleksiyoncu iseniz doğru adrestesiniz. Bunun dışındakiler Türkiye’de bulabileceğiniz ve kat kat uyguna alabileceğiniz şeylerden ibaret. Strogat aynı zaman coffehouse ve restaurantlarında bolca olduğu masa, sandelyelerin meydanlara yayıldığı bir cadde. Turist info da yine burada yer alıyor, harita ve bazı etkinlikler için biletleri (botla kanal turu, hop on-hop off otobüs gibi) buradan temin edebilirsiniz.

Kanal turu yapan 2 firma var. İkisi de 1 saatlik turlar yapıyor fakat Strömma kişi başı 80 DKK iken Netto Badene 40 DKK yani 6 Euro.

Bot turu yaptığımız esnada gözümüze kanal kenarında keyifli bir restaurantı kestiriyoruz, nasıl bir şanstır ki, turu bitirip de kendimizi sokaklara vurduğumuzda kendimiz hop diye bu restaurantın önünde buluveriyoruz. Menüdeki her şey çok sağlıklı. Zaten her yere de bisikletle gidiyorlar. Onlar taş gibi olmayacak da ben mi olucam 🙂

Gen konusuna hiç girmiyorum dicem ama mümkün değil. Ne yaşta olursa olsun hepsi mi yakışıklı olur? Rusya, Ukrayna’ya gitmek isteyen erkek arkadaşlarınıza inat Kopenhag’a gidin a kızlar …

Christiania Kopenhag’ın göbeğinde özerkliğini ilan etmiş 1960lı yıllarda Hippiler tarafından kurulmuş 850 nüfuslu bir mahalle. Diğer adı ile Freetown. Christiania’da yasak olan çok az şey var. Bunlardan bir kaçı; motorlu araç kullanmak, ağır uyuşturucu kullanmak / satmak, green light denilen ve hafif uyuşturucu satışının yüzleri maskeli suçlular tarafından yapıldığı caddede fotoğraf çekmek… Bu bölgeyi özellikle burada yaşayan ve her gün saat üçte yaklaşık 90 dklık bir turla gezdiren hippi teyzenin ağzından dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Mahalle oldukça büyük ve tek başınıza gezerken keşfedemeyeceğiniz güzellikler barındırıyor. Mahallede en çok ilgimi çeken şeyler arasında her türlü metal çöpü geri dönüştürerek inanılmaz mobilya ve aksesuar üreten mağaza ve kapalı olduğu için sadece camından göz ucu ile bakabildiğimiz şömine müzesi oldu. Christiania hakkında daha fazlası için tıklayın.

Kiliseler artık çok fazla ilgimi çekmiyor ama sanırım spiral şeklindeki kulesi ilgimizi çekmiş olsa gerek  Vor Frelsers kilisesine girmeden edemedik. 17.yy Barok stili olan klisenin kulesi daha sonra ki yıllarda farklı bir mimar tarafından inşa edilmiş. Her ne kadar gerçeği yansıtmasada kule saat yönüne ters inşa edildiğinden mimarın kendini en tepeden attığı miti dolaşıyormuş. Bu arada giriş ücreti vererek kuleye çıkmak mümkün olmakla birlikte yükseklik korkum nedeni ile fazla ileriye gidemedim 🙂

Farkında olmadan seyahatimizi Kopenhag Karnavalı’na getirmişiz. Yaklaşık 34 yıldır kutlanan karnaval 100’ün üzerinde samba ve rumba dans okulları, Brezilya, Kolombia, Arjantin, Uruguay, Peru gibi ülkelerden gelen dansçı ve müzik gruplarının katılımı ile gerçekleşiyor. Latin müziği duyunca yerinde duramayan ben Esin’i kaptığım gibi Christianborg sarayının hemen arkasındaki meydana gidiyoruz. Biri Latin diğeri Brezilya canlı performansı sunan sahneler arasında mekik dokuyoruz.Yorulupta hostelimize döndüğümüzde başka bir etkinlikle bekliyor bizi. Hostelin tüm renkli insanları ekranlara yapışmış Eurovision şarkı yarışmasını izliyor. Türkiye ne yazık ki bu sene temsil edilmiyormuş. Açıkçası Eurovision sadece bizim ülkemizde bu kadar önemseniyor sanıyordum.

2.günün planında şehri bisikletle tavaf etmek var. Aslında bir çok yeri kanal boyunca gezen botlar sayesinde görmüş olduk ama olsun bir de ayak basalım ama değil mi? Yolları ve de kuralları pek bilmediğimizden rota olarak Hop on Hop off otobüslerin kullandığı güzargahı kullanmaya karar veriyoruz. Zaten bu haritalarda öncelikli görülmesi gereken herşey işaretli.Unutmadan bu şehir dümdüz, öyleki bisikletlerde vites filan yok 🙂

İlk durağımız biraz rota dışı, tavsiye üzerine Danimarkalı’ların sıklıkla takıldığı Blågårdsgade caddesine gidiyoruz. Trafiğe kapalı cadde boyunca café ve dondurma dükkanlarına ait masalar dışarılara taşmış. Bir iki tezgahta ikinci el eşyalar satılıyor. 2.ele sütyen de dahil 🙂

İkinci durak Botanik bahçesi, burada saatler geçirilebilir. Biz ufak bir yürüyüş yapıp bahçenin hemen karşısındaki Rosenborg kalesine geçiyoruz. 400 yıllık geçmişe sahip kalede karanlık oda, mermer oda, bahçe oda şeklinde isimlendirilmiş çeşitli odalar bulunuyor. Ziyarete deyip deymeyeceğine karar vermek için sitesini bir tıkla inceleyebilirsiniz:

Sahile inip gidonu Edward Eriksen tarafından yapılan ve Kopenhag’ın simgesi olan bronz Den lille havfrue (küçük deniz kızı) heykeline doğru çeviriyoruz. Disney çizgi filmine konu olan ve çocukluğumuzda Andersen’den Masallardan tanıdığımız küçük deniz kızı Hans Christian Andersen’ın en popular masallarından biri.

Sahilden merkeze doğru döndüğümüz de ise durağımız Gefionspringvandet (Gefion çeşmesi). Gefion İsveçten Zelandaya sürülmüş Tanrıçalardan biri. Hikayesi ise şöyle: İsveç kralı Gylfe Geflon’a 1 tam gün içerisinde sürebildiği kadar arazi bağışlayacağını söyler. Gefion’da 4 oğlunu son derece güçlü öküzlere çevirir ve oğulları toprağı öylesine güçlü sürer ki Zelanda adasının bu şekilde oluştuğuna
inanılır. Çeşmedeki kadın figurü ve öküzler ise Gefion ve oğullarını simgelemektedir.

Sırada Amelienborg Sarayı var Danimarka kraliyet ailesinin kışlık evi olan saray ziyarete açık. Biz pek müzesever olmadığımızdan esgeçiyoruz.

Nyhavn rıhtımı 17 ve 18.yüzyıla ait rengarenk binalarıyla Kopenhag’ın gözbebeği. Burası lezzetli bir yemek ya da susuzluğunuzu gidermek için oldukça keyifli bir mola yeri. Her daim tıklım tıklım olduğunu sandığım restaurant ve barlarda güzel bir masa kapmak oldukça teknik gerektiriyor. Bir iki tur sonunda kanal boyunca dizilmiş ahşap gemiciklere karşı bir İtalyan restaurantında bir masa buluyoruz.

Önlerinden geçtiğimiz ama ziyaret etmediğimiz diğer dikkate değer yerler ise şunlar:

Christianborg Sarayı: Monarşi ile yönetilmekte olan Danimarka’nın parlemento, başbakanlık ve yargıtayın konumlandığı, aynı zamanda yasama, yürütme ve yargıya ev sahipliği yapan dünyadaki tek
yapı. Sarayı rehber eşliğinde gezmek mümkün.

Tivoli Garden: Özellikle ailece gezenlerin şiddetle gitmesi tavsiye edilen eğlence parkı. Rolercoster, tiyatro, müzikal, yeme – içme her şey var bu parkta.

Carslberg: Danimarka hakkında hiç bir şey bilmeyen en azından Carslberg’i duymuştur hatta tatmıştır mutlaka. Bira çok sevmediğimde ilgimi çekmiyor ama sevenler için Kopenhag’da müzesi de var: The
Copenhagen ExBEERience

Hakkında esrasakin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top